Bedeviler ve Kirli Kültürleri

Her dönemde olduğu gibi Peygamberimiz (sav) döneminde de din ahlakının inceliklerini kavrayamayan, yüzeysel ve kaba düşünce yapısına sahip, imanı kalplerine yerleştirememiş insanlar vardı. Kitabın başında da belirttiğimiz gibi “basitlik dini”ni benimsemiş olan bu insanlardan bir kısmı bazı Bedevilerdir.

“Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah’ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha ‘yatkın ve elverişlidir’…” (Tevbe Suresi, 97) ayetiyle bildirildiği gibi Bedeviler itaatsizliğe ve sınır tanımamaya daha eğilimli idiler. Peygamberimiz (sav) gibi mübarek bir insanı bizzat görmelerine, sohbetlerine katılmalarına, O’nun tebliğini almalarına, O’nun üstün ve seçkin ahlakına, her durumda asil, kaliteli ve modern tavırlarına şahit olmalarına rağmen Bedevilerin çoğu, kendilerini geliştirememiş, kaba ve basit bir çizgide kalmışlardır. Bu basitlik onların Allah’ın şanını gereği gibi takdir edememelerinden ve dine olan yanlış bakış açılarına, itaat anlayışlarından Peygamberimiz (sav)’e karşı olan saygılarına, oturup kalkmalarına, yemek yemelerine kadar tüm tavırlarında görülüyordu.

Bedevilerden bazılarının ve Bedevi ahlakı gösteren diğer insanların Peygamberimiz (sav)’e karşı olan tavırlarının son derece cahilce olduğunu Allah Kuran’da bildirmiştir. Bu insanlar ince düşünceden, nezaketten, saygı ve sevgiden uzak bir yapı içinde oldukları için, davranışları da Kuran ahlakından son derece uzaktı. Allah Peygamberimiz (sav)’in yakınında bulunabilen bu insanların basit tavırlarıyla ilgili olarak Kuran’da şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, Peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak(kı açıklamak)tan utanmaz… (Ahzab Suresi, 53)

Bu kişiler az önce de belirttiğimiz gibi pek çok şeyi akledemiyor, ince düşünemiyorlardı. Örneğin bir kısmı Peygamberimiz (sav)’e odaların ardından sesleniyor, O’nun sohbetlerinde seslerini yükseltiyor, sözde öne geçmeye çalışıyorlardı. Allah “Şüphesiz, hücrelerin ardından sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor. Eğer gerçekten, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, herhalde (bu,) kendileri için daha hayırlı olurdu…” (Hucurat Suresi, 4-5) ayetleriyle onların bu tavırlarını da uyarmıştı. Kaba bir düşünce yapısına sahip oldukları için Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını, yüksek vicdanını, sabrını, hoşgörüsünü takdir edemiyor, adap ve saygıdan anlamıyorlardı. Allah’ın sevdiği ve seçtiği mübarek bir peygamberle aynı dönemde yaşamanın, onu görmenin, tanımanın ne büyük lütuf olduğunun şuurunda değillerdi.

Allah, Peygamberimiz (sav)’in yanında söz keserek ve ses yükselterek konuşan basit insanların tavrı üzerine de ayet indirmiş ve bu insanların yaptıkları amellerin boşa çıkabileceğini bildirmiştir:

Ey iman edenler, Allah’ın Resûlü’nün huzurunda öne geçmeyin ve Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider. (Hucurat Suresi, 1-2)

Dikkat edilirse bu ayetlerde iman edenlere hitap edilmektedir. Yani bu kişiler geçmişte Peygamberimiz (sav)’in çevresinde yaşayan ve onun evinin içine kadar girebilen, sohbetlerine katılan insanlardır. Allah bu ayetlerle, müminlerin içinde de din ahlakını tam anlamıyla yaşamayan ve kalbinde iman edenlere karşı gerçek bir sevgi ve saygı beslemeyen, basit karakterli insanların bulunabileceğine işaret etmektedir.

Basit insanların saygıdan uzak üslubunu, salih müminlerde görmek ise kesinlikle mümkün değildir. Allah’tan korkan bir insanın konuşmalarında, her zaman karşı tarafa rahatlık verecek bir üslup ve anlatım olur. Allah’a karşı duyduğu korku, kişinin, samimiyetin ve tevazunun hakim olduğu bir tavır güzelliği içinde olmasını sağlar. Bu nedenle müminler son derece net ve düz ifadelerle konuşurlar. Düşündüklerini açıkça ifade eder, hiçbir zaman hissettiklerini söylemek için ima yolu kullanmazlar. Saygıya uygun olmayan, karşı tarafın kalbinde şüphe ve burukluk meydana getirebilecek hiçbir üslubu kendilerine yakıştırmazlar. Bu vicdanlı, akılcı ve güzel üslup sadece konuşmalarında değil her türlü mantık örgüsü ve tavırlarında da kendini gösterir. Müminlerin, gösterdikleri saygıda nasıl titiz oldukları Allah’ın “…Şüphesiz, Allah’ın Resûlü’nün yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır.” (Hucurat Suresi, 3) ayetinden açıkça anlaşılmaktadır.

Samimi Müslümanlar ne kadar kaliteli bir ruha sahip ve asil karakterliyseler, basitlik dinini benimsemiş insanlar da o kadar kaliteden ve asaletten uzaktırlar. Bu insanlar Müslümanlarla birarada olsalar bile kendilerini değiştirmezler. Kendilerini geliştirme ya da yenileme ihtiyacı hissetmezler. Vicdanlarını örttükleri ve şeytanın yoluna uydukları için, Müslümanların güzel ve ince davranışları ile kendi kaba ve yüzeysel ahlaklarını kıyaslama gereği hissetmezler. Kendi akıllarını beğenir, yaptıkları tüm basitlikleri doğal karşılarlar. Bu kişilerin içinde bulundukları durum, balığın suda yüzüp de suyun dışında bir hayat şeklini bilmemesi gibidir. Oysa Asr-ı Saadet döneminde yaşamış olan basit karakterli insanların karşılarında örnek alabilecekleri Peygamber Efendimiz (sav) gibi saygın ve şerefli bir insan vardır. Allah’ın “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab Suresi, 21) ayetinde bildirdiği gibi Peygamberimiz (sav) her konuda tüm insanlar için en güzel örnektir.

Mübarek Peygamberimiz (sav) kendi döneminde yaşayan insanlar için nasıl güzel bir örnekse, kendisinden sonra kıyamete kadar yaşayacak olan tüm insanlar için de aynı şekilde örnektir. Rabbimiz Kuran ayetlerinde Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını bizlere bildirmiştir. Ayrıca Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden ve sahabelerin, O’nunla ilgili bize aktarılan açıklamalarından da O’nun yüksek ahlakını, kaliteli kişiliğini öğrenmek ve örnek almak mümkündür.

Gerek geçmişte gerekse günümüzde basitlik dinini benimsemiş kişiler ise Allah’ın Kuran’da tarif ettiği, Hz. Muhammed (sav)’in hayatında en güzel örneğini gördüğümüz asil, kaliteli ve modern Müslüman tavrını yaşayamazlar. Zayıf imanları, dar düşünce yapıları, düşük akılları ile Kuran ahlakını yaşamlarına geçiremezler. İçinde bulundukları ruh halini ise gerek bakışları, gerek konuşmaları, gerekse eğlence, espri anlayışları, estetik ve güzellikten anlamayan yapıları, çirkin tavırları ile açığa vururlar. İlerleyen sayfalarda basitliğin kirli kültürünü benimsemiş insanların yaşamlarında basitliğin nasıl ortaya çıktığını anlatacağız.

Bakışlardaki Basitlik

Bilindiği gibi insanın bakışları, sahip olduğu kişiliği ve yaşadığı kültürü yansıtır. Yüze gerçek anlamını veren bakışlar, kişinin içinde yaşadığı ruh halini, kültür düzeyini, kişiliğini, karakter yapısını teşhis etmede önemli bir etkendir.

Allah’a iman eden, içinde ahiret korkusu duyan, ihlaslı bir müminin bakışlarında derin bir tevazu, teslimiyet ve olgunluk göze çarpar. Gözlerinde dünyevi tutkulardan uzak ve olgunluğa ulaşmış bir insanın mutmain olmuş bakışları görülür. Allah’a iman ettiği, akıllı ve şuurlu bakışlarından açıkça anlaşılır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde “Ölümü en çok hatırlayanı ve ölümden sonraki (hayatı) için en güzel şekilde hazırlananı. İşte onlar en akıllı-şuurlu olanlardır” şeklinde buyurmuştur. (İbni Mace, Cilt 10, Syf.540)

İşte bu şuura sahip bir Müslümanın gözünün ifadesine doğal olmayan anlamlar verme çabasında olmaması, aksine bakışlarını rahat bırakmış, güven telkin eden bir anlam taşıması ruhunun, imanın kuvvetiyle sakinleşmiş olduğunu gösterir. Bakışları; güzel ahlaklı, Allah korkusu içinde yaşayan ve bir cahiliye kültürü içinde yaşamamakta kararlı olduğu belli olan bir insanın bakışlarıdır. Bu bakışlarda heybet ve keskinlik vardır.

Bu bakışların aksine, basitlik kültürünün etkisindeki çoğu insan, bu kültürün tüm çirkinliklerini bakışları ile ortaya koyar. Bazı durumlarda kendileri bu kültürü ne kadar saklamak isteseler de bakışları kendilerini ele verir. Örneğin Müslümanların heyecanlarını, mutluluklarını ve şevklerini ifade eden canlı bakışlarının aksine bu kişilerin gözlerinde kimi zaman matlık ve donukluk hakim olur. Kastedilen, bu insanın kişilik olarak son derece canlı, dışa dönük, insanlarla kolay diyalog kurabilen bir yapısı olsa bile Allah’tan gafil, ahiretin varlığını tam olarak kavrayamamış olmasının bakışlarında oluşturduğu özel bir boşluk ve cansızlıktır.

Kuran’da bu donuk bakışların oluşmasında, kalbin Allah ile birlikte olmaması yani gafletin önemli bir rolü olduğu bildirilir. Bu gafil bakışlara bir ayette şu şekilde işaret edilir:

Onlar, Allah’ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir. (Nahl Suresi, 108)

Yaşadığı kirli kültürün etkisiyle oluşan bu bakış şekli, insan ne kadar bakışlarını anlamlı göstermek için çabalasa da, bu kültürü bırakıp Allah’a samimi bir Müslüman olarak iman etmedikçe, heybetli, güzel ve anlamlı gerçek bir bakışa dönüşmez. Bunu kişi ancak sahte olarak elde edebilir. Çünkü yaşadığı kültürün çoğunlukla dinden uzak, ufku dar olan anlayışı, kişide dikkat çeken, hayranlık uyandıran gerçek bir güzellik oluşmasını imkansızlaştırır. Aksine insanı itici ve gerek bakışlarıyla gerekse tavırlarıyla rahatsızlık veren biri haline sokar. Bakışlarında tam anlamıyla birebir bağlantı kurulabilecek, karşılıklı konuşulabilecek, durum değerlendirmesi yapılabilecek bir anlam oluşmaz.

Bu kirli kültürü yaşayan kimi insanların ise kendi akılsızlıklarını gizlemek için her olayda kendilerince alay edecek bir yön bulmaya çalışmaları, gözlerinde rahatsız eden alaycı bir ifade oluşmasına neden olur. Oysa düşüncesini açık yüreklilikle, dürüstçe söylemek yerine alaya başvurmak, karşısındakini küçümseyerek kendini yüceltmeye çalışmak genel olarak basit insanların kullandıkları ve gerçekte kendilerini küçültücü bir yöntemdir. Bu bakışların arkasında çoğunlukla aslında hiç kimseyle alay edecek hali olmayan, aksine birçok konuyu diğer insanlar gibi derinlemesine kavrama yeteneği bile olmayan zayıf bir kişilik yatmaktadır. Allah’ın büyüklüğünü hakkıyla kavrayabilen bir insan asla bakışlarına alaycı bir ifadeyi yakıştırmaz. Her zaman Allah’ın huzurundaki acizliğinin bilincindedir. Bu nedenle böyle bir ahlak ve tavır bozukluğu içine hiçbir zaman girmez. Aklı ve vicdanı, bakışlarının her zaman doğal ve samimi olmasını sağlar. Samimi bir Müslümanın gözünde akıllı, insancıl, sıcak, samimi ve dostane bir ifade vardır. Bakışlarıyla güvenilir olduğunu, yüksek bir ahlak içinde yaşadığını karşı tarafa yansıtır. Bunun yanında bakışları basitliğe karşı adeta kalkan gibi engelleyici bir görev üstlenir. Basit bir bakışla ona bakan ondan asla beklediği karşılığı alamaz.

Çevresindeki herşeyde Allah’ın tecellilerini gören ve O’nu yücelten bir insanın bakışında yüksek bir şuur açıklığı, dikkat ve keskinlik göze çarpar. Allah’ın yarattıklarına karşı hayranlığı, sevgisi ve ilgisi gözlerine bakıldığında anlaşılacak şekilde açık olur. Ancak çevresine tam olarak bu şekilde bakmayan, aksine çoğunlukla insanları Allah’tan bağımsız varlıklarmış gibi değerlendiren, dünyanın Allah’ın kontrolü altında olduğunu unutabilen biri bakışlarında da bunun neden olduğu boşluğu ve çoğu zaman tedirginliği yansıtır. Kalbinde Allah sevgisi gereği gibi oluşmadığından, O’nun yarattıklarına karşı duyduğu sevgi de zayıf olur, gözünde gerçek sevgiye dair anlamlar oluşmaz. Aksine bu kişiye ne kadar dostane davranılırsa davranılsın buna ancak içinde yaşadığı basit kültürün sevgi anlayışı kadar bir karşılık verebilir. Çünkü basitlik onu, Allah’a ve insanlara olan sevgisini güçlendirecek nedenleri kafasında tam toparlamaktan dahi alıkoyan, gaflete sürükleyen bir kültürdür. Bu kültürün etkisindeki kişi olabildiğince yüzeysel ve dar düşünen bir mantık örgüsüne sahiptir.

Basitliğin kirli kültürü, kişinin günlük yaşamda sıkça karşılaştığı olaylar karşısında bakışlarına itici anlamlar ve şekiller vermesinde de etkili olur. Örneğin bu kültürün içinde yaşayan kişiler yine bu kültürün çirkinliklerinden biri olan dedikodu yaparlarken gözlerini kısarak konuşurlar. Benzer şekilde hayret ya da şaşkınlıklarını ifade etmek için gözlerini olabildiğince açar, çirkin bir görünüm sergilerler. Kültür ortaklığı içinde oldukları kişilerle gizlice yaptıkları konuşmalar sırasında ise etrafı kontrol eden, sürekli sağa sola hareket eden bakış şeklini kullanırlar. Bunun dışında bu insanların kendilerini ilgilendirmediğini bildikleri halde merak ettikleri konularda özel olarak kullandıkları kaçamak bakış şekilleri vardır. Bu, sezdirmeden, göz ucuyla ya da başka bir yere bakıyormuş gibi yapıp, merak edilen şeye göz atma şeklindedir.

Akıllı bir insan, kendisini dışarıdan seyretmesini bilen ve güzel olmayan tavırlarını, mimiklerini teşhis edip düzelten insandır. Dolayısıyla böyle bir tavrı kendisinde teşhis edip hemen değiştirebilir. Basit insan ise böyle bir değerlendirme ve öz eleştiriyi yapabilecek bir akla sahip değildir. Kendisini dışarıdan bakan birinin gözü ile değerlendiremez. Örneğin az önce bahsettiğimiz bakış şekillerinin anormalliği kendisine tarif edilse bile bunu bir türlü anlayamaz. Çünkü ona göre bu bakış şekillerinde bir sakınca yoktur, hatta bunların son derece insani tepkiler olduğunu bile öne sürebilir. Basitlikle insaniyeti ayırt edemeyecek kadar yüzeysel bir bakış açısına sahiptir. Bir insanın elbette ki çok şaşırdığı bir anda gözleri büyüyebilir, meraklandığı sırada gözünde buna dair bir ifade oluşabilir. Fakat burada kastedilen basit insanların bakışlarındaki tepkilerin doğallıktan çok uzak olması ve bunu özel bir yöntem olarak kullanmalarıdır. Şaşırmadıkları halde şaşırmış gibi yapmaları, gereksiz merak sonucu kaçamak bakışlar kullanmaları, gizlice dedikodu yaparken etrafı bakışlarıyla kollamaları, tecessüs etmeleri yani bir kişiye onun kusurlarını araştıran, inceleyen bakışlarla bakmaları… Bunların hiçbiri insani ve makul bakışlar değildir. Aksine yaşadıkları derin gafletin ve basitliğin sonuçlarıdır. Kalbini Allah’a bağlamış, O’nun kendisini her an gördüğünü, sarıp kuşattığını bilen bir Müslümanın gözünde bu tip ifade ve bakışlar oluşmaz. Bu kişiler etrafa bu bakışlarla bakarken Allah’ın kendilerini gördüğünü, Allah’ın “Gözler O’nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.” (Enam Suresi, 103) ayetinde bildirdiği gibi gözlerini “idrak ettiğini” unutmaktadırlar. Allah bir başka ayette ise, “(Allah,) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir.” (Mümin Suresi, 19) şeklinde buyurmakta ve insanın açığa vurmadığı düşüncelerinin Allah’tan gizli kalamayacağı gibi hiçbir bakışının da gizli kalamayacağına dikkat çekmektedir.

Bu insanların kullandığı bir diğer bakış da bu kirli kültürü paylaştıkları insanlarla karşılıklı bakışarak yaptıkları sessiz anlaşmalardır. Ortama ve duruma göre birbirlerine karşı çeşitli manalara gelen bakışlar kullanır ve kaş göz işaretleri yaparlar. Bu bakışmalar ve işaretleşmeler kimi zaman ortamda bulunan bir kişiyle alay etme, kimi zaman da buna benzer alt kültüre ait bir düşünceyi aralarında gizliden gizliye aktarma amacıyla kullanılır. Allah bu kültür içindeki insanların kullandığı alay, bakışma ve işaretleşme gibi basit kültüre ait sessiz haberleşme yöntemlerinin suç ve günah işleyenlerin de kullandığı bir yöntem olduğunu Kuran’da bildirir:

Doğrusu, ‘suç ve günah işleyenler,’ kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi. (Mutaffifin Suresi, 29-30)

Bir başka ayetinde ise Allah “Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;” (Hümeze Suresi, 1) şeklinde buyurmakta ve insanları böyle bir ahlaka karşı uyarıp korkutmaktadır.

Allah’a samimi olarak iman eden, Allah’ın kendisinden her haliyle razı olmasını isteyen bir insan bu bakışların tamamından sakınır. Kalbini ve vicdanını her zaman temiz tutar. Çünkü din ahlakına muhalif olan ve Allah’ın Kuran’da razı olmadığını bildirdiği bu basit tavırlar kişinin Allah Katında beklediği karşılığı almasını engelleyebilir. Bu nedenle insanın basitliğe; basit kültüre ait bakışların oluşmasına neden olan düşüncelere, mantık bozukluklarına karşı duyarlı olması gerekir. Allah’a karşı samimi olmaya karar veren bir kişi, içinde yaşadığı bu kültür ve onun kirli tavırlarından kendini uzaklaştırıp Allah’a bu tavırlarından dolayı tövbe etmeli, ardından da daha önceki tutumundan vazgeçtiğini Müslüman ahlakını yaşama konusunda ciddi bir kararlılık göstererek ortaya koymalıdır.

Allah Kuran’da; “Ve ‘çirkin bir hayasızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.” (Al-i İmran Suresi, 135) şeklinde bildirerek çirkin tavırlardan vazgeçerek tevbe etmenin samimi Müslümanlara ait bir özellik olduğunu haber vermektedir.

Basitlik Kültürüne Ait Konuşmalar

Bakışlar gibi, bu kültürün içindeki kişiler arasında geçen konuşmalar da gerek içerik gerekse konuşma sırasında kullanılan ses tonu ve konuşma üslubu açısından içinde yaşadıkları ruh halini yansıtır.

Basit insanlar basit konuları halletmek için gereğinden fazla zaman ayırırlar. Tek bir cümle ile çözülebilecek bir konuyu aralarında büyüterek saatlerce konuşabilirler. Örneğin bu kültürü yaşayan bazı kadınlar birlikte yemek yaparlarken çok iyi bildikleri halde yemeğin nasıl yapılacağı konusunda bitmek bilmeyen bir sohbete girerler. Birbirlerine akıl verme, kendi kullandıkları yöntemleri defalarca tarif etme, gizliden gizliye karşı tarafın yöntemlerini eleştirme gibi konuşmalarla gereksiz zaman harcarlar. Çok kısa sürede yapılıp bitirilecek kolay bir yemeği ya da başka bir işi aralarındaki konuşmanın verdiği ağırlık ve zaman kaybı nedeniyle çok daha uzun sürede tamamlarlar. Hiçbir fayda sağlamayacak konulara vicdanları hiç rahatsız olmadan gereğinden çok daha fazla zaman ayırırlar. Örneğin sırf rejim konusu üzerine saatlerce konuşabilirler.

Aynı şekilde bu kültürü yaşayan erkekler arasında da bir araba markasının özellikleri, futbol sohbetleri gibi konular uzayabilmektedir. İnsanın yardımcı olmak amacıyla sahip olduğu doğru bilgileri karşısındaki kişiye aktarması elbette ki makuldur. Ancak gereksiz detaylara girmek, sözü uzatmak, boş ve amaçsız bir hale getirmek basit bir tutumdur. Dikkatlerini verecekleri daha önemli konular ve işler olmadığında bu tür konular insanlar için önemli hale gelir ve bunlara bol bol zaman ayırmak onlara rahatsızlık vermez. Kendi dünya ve ahiret hayatları için konuşacakları son derece önemli konular, almaları gereken çok önemli kararlar varken böylesine sıradan konuları sabah akşam usanmaksızın konuşmaktan vicdan azabı duymazlar. Allah Kuran’da, insanlar arasında ahirette kendilerine bir şey kazandırmayacak işlerle oyalanan kişiler olduğundan bahsetmektedir:

Ki onlar, ‘daldıkları saçma bir uğraşı’ içinde oynayan-oyalananlardır. (Tur Suresi, 12)

Ayette görüldüğü gibi Rabbimiz gereksiz vakit ayrılan işleri “saçma bir uğraşı” olarak nitelendirmektedir.

Daldıkları bu konular ve bunlarla ilgili detaylar basitlik dinini yaşayan insanların hayatlarının her alanında sayısız konuda kendini gösterir. Oysa bir konuya gereğinden fazla zaman ayırmak, onunla ilgili düşünmek ya da üzerinde konuşmak aklı başında, Allah’tan gerektiği şekilde korkan ve ahirete iman eden biri için hem son derece iticidir hem de sakınılması gereken bir durumdur. Detaya dalmayan, halledilmesi kolay konuları çevresine karmaşık ve altından kalkılması zor olaylarmış gibi aksettirmeyen kişiler bu kültürü yaşamamış olmakla hem ruhen hem de ahlaken çok önemli kazançlar elde ederler. Allah Kuran’da “Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir…” (En’am Suresi, 89) ayetiyle peygamberlere Katından hikmet diğer bir deyişle faydalı, kısa ve özlü söz söyleme özelliği bahşettiğini haber verir. Başka bir ayetinde ise Allah hikmetli konuşmanın kişiye önemli bir nimet olarak verildiğini, hikmet verilen bu kişilere büyük bir hayır verilmiş olduğunu bildirir:

“Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir…” (Bakara Suresi, 269)

Görüldüğü gibi kısa ancak fayda getirecek konuşmalar yapmak Allah Katında güzel olandır. “Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir.” (Mü’minun Suresi, 3) ayetiyle Allah Müslümanların bunun dışındaki basit ve boş konuşmalardan yüz çevirdiklerini bildirir. “Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.” (Furkan Suresi, 72) ayetiyle de böyle basit bir ortamdan asil bir tavırla uzaklaştıklarına dikkat çeker.

Basit içerikli konuşmalar yapan kişiler samimiyet adı altında son derece avami kelimeler kullanmakta sakınca görmezler. Konuşma sırasında hayretlerini veya kınamalarını belli eden ses çıkışları yapmak, bahsi geçen kişi ya da kişileri küçümsediklerini, onlarla alay ettiklerini ifade eden ses tonları ve vurgulamalar kullanmak, basitlik kültürü içinde yaşayan insanlar için doğal konuşma şekli haline gelmiştir. Oysa dünya hayatı boyunca Kuran’a uygun olmayan her hareketinden sorumlu olacağının bilincinde olan kişi kendisini hesap gününde utandırmayacak tavır ve konuşmalara yönelir. Onu küçük düşürecek, basit bir insan konumuna sokacak konuşmalardan şiddetle kaçınır. Ancak basitliği kendisi için bir kültür haline getiren insanların bu tür endişeleri olmaz. Onlar Allah’ın her an kendilerini gördüğünü, her anlarının hesabını vereceklerini göz ardı ederler, dolayısıyla nefislerinin arzularına göre istedikleri gibi konuşabileceklerine inanırlar. Halbuki Allah ayetlerinde “Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken; O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır.” (Kaf Suresi, 17-18) buyurarak insanın ağzından çıkan her kelimenin kaydedildiğini haber vermekte ve insanları böyle bir gafletten sakındırmaktadır. Bir kişi geçmişte yaptığı, hatta önceki gün yaptığı boş konuşmaları unutabilir, ama Allah bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

“…Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz.” (Taha Suresi, 52)

İnsan söylediği şeyleri unutabilir, ama Rabbimiz her insanın ağzından çıkan her kelimeyi sonsuz ilmi ile hıfz etmiştir.

Kendini insanlara acındırarak ve insanlardan medet umarak konuşmak basitliğin kirli kültüründe yaygındır. Karşı taraftan ilgi beklemek ya da ona kendini acındıracak konuşmalar yaparak dikkat çekmek basit insanların nefislerinin hoşuna gider. Böyle bir kişi herhangi bir durum karşısında nasıl mağdur duruma düştüğünü, ne kadar zor şartlar altında kaldığını sürekli vurgulayarak karşı tarafta acıma hissi uyandırmaya çalışır. İnsanların kendisini mağdur görerek yardımcı olması ona garip bir zevk verir. Nefsi ona, karşı tarafın gözünde kollanması, himaye altına alınması gereken bir insan olmayı anlamsız bir şekilde çekici gösterir. Oysa asil bir insan kendisine acınmasından, zavallı görülmekten değil güçlü, dirayetli, kişilikli görünmekten zevk alır. Allah Kuran’da ancak nefislerine zulmeden sahtekar insanların böyle bir ahlak gösterdiğine dikkat çeker. Örneğin Hz. Yusuf’un kardeşleri kıskançlıkları sebebiyle Hz. Yusuf’u öldürmek istemiş ve onu kuyuya atmışlardır.

Sonrasında ise, “Akşamüstü babalarına ağlar vaziyette geldiler. Dediler ki: “Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf’u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin.” (Yusuf Suresi, 17) ayetinde bildirilen üslupla babaları Hz. Yakub’a kendilerini acındırmaya çalışmışlardır. Üstelik açıkça yalan söylemelerine rağmen haksız yere suçlanacaklarmış gibi kendilerini mağdur durumda göstermeye çalışmışlardır. Halbuki bu kişiler Hz. Yusuf gibi güzel ahlaklı, Allah’ın övdüğü, mübarek bir insanı henüz bir çocukken, kardeşleri olmasına rağmen öldürmeye kalkan kişilerdir. Açık bir deyişle “sahtekarlık” yapmaktadırlar. Nitekim Hz. Yakub, “…”Hayır” dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş…” (Yusuf Suresi, 18) ayetinde bildirildiği gibi üstün basireti ile oğullarının sahtekarlıklarını hemen anlamış ve bu yaptıklarının nefislerinden kaynaklandığını kendilerine söylemiştir.

Görüldüğü gibi basitliğin kirli kültürünü yaşayanlar haklı da haksız da olsalar kendilerini acındırmaya özen gösterirler. Sürekli dertlerini, sıkıntılarını, yaşadıkları zorlukları dile getirirler. Hayatlarının nasıl sıkıntı içinde geçtiğini o kültürde “dert yanma” olarak adlandırılan bir üslupla karşı tarafa anlatarak bir tevekkülsüzlük örneği gösterirler. Kuran ahlakını yaşamadıkları, konuşmalarında kullandıkları çaresiz, çözümsüz ve ağlamaklı üsluplarından kolayca anlaşılır. Oysa herşeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu bilen bir insan hiçbir konuşmasında bu tür basit bir üslubu kendisine yakıştırmaz. Aksine Allah’ın her an yanında olduğunu güçlü bir şekilde ifade edecek konuşmalar yapar. Allah’ın verdiği güçle ve O’nun yardımı ile herşeyi yapabileceğini açık şekilde ifade eder. İnsanların kendisine acımalarını değil aksine güçlü kişiliği nedeniyle güvenmelerini, saygı duymalarını ister.

Basit insanların düşünce ufukları, ancak kendi kültürlerine ait sıradan konuları anlatacakları kadarıyla sınırlıdır. Bu nedenle aynı kültürü yaşadıkları insanlarla çok yakın diyalog kurabilirlerken, bu kültürden uzak kişilerle konuşmaları son derece dar bir çerçeve içinde gerçekleşir. Kendi basit dünyalarında yaşayan insanların gün içinde açtıkları sohbet konuları ve bu sırada kullandıkları kelimeler dahi hemen hemen hep aynıdır. Onlar konuşmaya başladığında diğer kişiler hangi kelimeleri kullanacaklarını, hangi konulardan ne şekilde bahsedeceklerini bile tahmin edebilirler. Ufukları geniş olmadığından, Allah’ın yarattığı güzellikleri, dünyada gelişen olayları samimi bir gözle değerlendirmediklerinden yeni bir konu bulma, düşündüklerini farklı ifade etme, her zaman ezbere ve yerli yersiz kullandıkları sözcüklerin dışına çıkarak normal, düz konuşma özellikleri yok denecek kadar kısıtlıdır. Hatta kendilerine söylenmese bu durumlarını fark edip rahatsızlığını duyacak anlayışları dahi yoktur. Samimi imandan uzaklaşıp basitlik dinini benimsedikleri için akıl, basiret, feraset, hikmet gibi özelliklerden yoksundurlar.

Sınırlı düşünmelerine ve konuşabilmelerine, geniş görüş sahibi olmamalarına rağmen bu insanlar, kendilerini çok önemli, çok zeki ve akıllı görürler. Bu nedenle konuşmaları sırasında genelde kendilerini hep öne çıkaran bir üslup içindedirler. İçinde bulundukları kirli kültürün kendilerini soktuğu alçaltıcı durumdan habersiz bir şekilde kendilerini gizli ya da açık şekilde öven konuşmalar yaparlar. Oysa Müslümanlar “…Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah’adır.”…” (İsra Suresi, 111) ayeti gereği övgülerini daima Allah’a yöneltirler.

Akıl ve iman sahibi bir insan evrende var olan herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu bilir. Her ne kadar kendine aitmiş gibi görünse de sahip olduğu tüm yeteneklerin, güzelliğin, zekanın, maddi imkanların gerçek sahibinin Rabbimiz olduğunu aklından çıkarmaz. Allah’ın dilediği anda tüm bu nimetleri ondan geri alabileceğini bilmenin tevazusuyla yaşar. Sahip olduğu herşey için Rabbimiz’i över ve yüceltir. Bu gerçeklerden uzak şekilde kendini övmeye çalışan bir insanı duyduğunda, onun yaşadığı bu basit kültürün insanları ne kadar gafil bir duruma düşürdüğünü ibretle görür. Bu kişileri gafletten uyandırmak amacıyla onlara Allah’ın varlığını, herşeyin mutlak sahibinin O olduğunu hatırlatma isteği duyar.

Kuran’da Kehf Suresi’nde bu konuyla ilgili olarak Allah iki adamın örneğini verir. Bu kişilerden biri Allah’a gönülden dönüp yönelen bir Müslüman diğeri ise kendisine ait olduğunu zannettiği mülkünün çokluğuyla övünen, bunların sonsuza kadar bozulmadan kendisinde kalacağına inanan bir kişidir:

Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık. (İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: “Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm.” Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): “Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum” dedi. Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım.” Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin? Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam. Bağına girdiğin zaman, ‘MaşaAllah, Allah’tan başka kuvvet yoktur’ demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan. Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten ‘yakıp-yıkan bir afet’ gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir. Veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin. (Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) ovuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım.” Allah’ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi. İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah’a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (Kehf Suresi, 32-44)

Ayetlerde bildirildiği gibi Allah’ı övmek yerine kendisini överek derin bir gaflet içinde yaşayan, Allah’tan gelecek herhangi bir bela ile, sahip olduklarını kaybedebileceğini düşünemeyen, ölümle birlikte dünyada sahip olduğu herşeyi bırakıp yapayalnız ve tek başına Allah’ın huzuruna çıkacağını unutan bu kişi, ancak ayette tüm anlatılanlar başına geldiğinde gerçek durumunu kavramıştır. O ana kadar dünya hayatını son derece gafil bir anlayış ile değerlendiren, basit mantık örgüsü nedeniyle Allah’ın gücünü kavrayamayan bu insan, başına gelenler karşısında “keşke” diyerek yaşadığı pişmanlığı dile getirmiştir.

Görüldüğü gibi basitlik kültürü bu kıssadaki bahçe sahibi kişinin durumunda da olduğu gibi insanın olayları mantıklı değerlendirmesini engeller. Kişiyi aslı olmayan boş bir gurur içinde yaşamaya ve konuşmaya yöneltir. Sahip olduklarıyla övünen kişi bunu, açık ya da gizli yollarla karşısındakilere sürekli ifade etme ihtiyacı hisseder. Zekası, yetenekleri ve güzelliği ile, yeni aldığı evi ya da arabası ile, başarıyla tamamladığı bir proje ile, sahip olduğu mülkü ya da çocuğunun kazandığı okul nedeniyle sürekli olarak bir övünme içinde olur. Sürekli ne kadar isabetli kararlar aldığını ifade ederek kendini yüceltmeye çalışır. Bunları kimi zaman çok açık, kimi zaman da üstü örtülü bir üslupla dile getirir.

Bu cahiliye kültürü içinde, en samimi arkadaşlar hatta kardeşler arasında bile kimin daha zengin olduğu, hangisinin çocuklarının daha zeki olduğu, hangisinin daha iyi bir okulu kazandığı gibi sayısız konu hakkında bu tip bir övgü yarışına girilir. Biri böyle bir yarışı başlattığında diğeri geride kalmamak, cahiliye terimiyle “ezilmemek” için ondan çok daha etkili olacağını düşündüğü başka bir konuyu ortaya atar. Bu şekilde sonu gelmeyen bir samimiyetsizlik ve basitlik yarışı başlamış olur. Konuşmalarda bir taraftan sözde samimiyet ifadesi olarak son derece yapmacık ve abartılı sevgi sözcükleri kullanılırken diğer yandan da birbirlerine kıyasıya sükse yapmaya çabalayan, birbirlerini ezmeye ve utandırmaya çalışan, karşı tarafı zor duruma sokarak huzurunu kaçırmak isteyen bir ifade yöntemi uygulanır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi kimi zaman son derece zalim, acımasız bir karaktere sahip olabilen bu sapkın kültürün insanları çok sakin ve iyi görünürlerken bile aslında ortaya attıkları konularla ve yaptıkları konuşmalarla içten içe karşı tarafın huzurunun kaçmasını, üzülmesini, kendi durumlarına özenmesini isteyen insanlardır. Ancak tüm bunlar yine bu kültürü paylaşan insanlara etki eder. Çünkü Allah’a iman eden, tevekküllü bir Müslüman hiçbir zaman bu kültürden insanlarla aynı seviyeyi paylaşmaz. “Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir…” (Nisa Suresi, 49) ayetinde bildirilen gerçeği aklından çıkarmaz.

Ayrıca iman eden bir kişide üzülmek, kıskanmak gibi basit karakterli insanlarda görülen tepkiler oluşmaz. Bu nedenle basit kültürdeki kişiler samimi Müslümanlara kendi kirli kültürlerini yaşatamazlar; yaptıkları basit konuşmalarda onlardan karşılık alamazlar. Müslüman tüm mülkün tek sahibinin ve herşeyin Yaratıcısı’nın Rabbimiz olduğuna iman ettiğinden karşı tarafın kendini ve sahip olduklarını öven, şahsını yüceltmeye çalışan konuşmalarını ibret vesilesi olarak değerlendirir. Bunlardan etkilenmek bir yana bu tür konuşmalar onun kalbinde iticilik oluşturur. Çünkü övgüye layık olan yalnızca göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki herşeyin sahibi ve Rabbi olan Allah’tır:

… Mülk O’nundur, hamd (övgü) de O’nundur. O, herşeye güç yetirendir. (Teğabün Suresi, 1)

Ve de ki: “Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah’adır.”… (İsra Suresi, 111)

Ayrıca salih bir Müslüman Allah’ın insanlara verdiği nimetlerin tamamının bir imtihan vesilesi olduğunu da bilir:

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi, 55)

Bu kültürü yaşayan insanların ortak özelliklerinden bir diğeri de dünyada meydana gelen olaylardan, Müslümanlara yapılan baskı ve zulümden, zayıf bırakılan, çaresiz kalan insanların yaşadıkları zorluklardan habersiz konuşmalar yapmalarıdır. Bu kişiler dünyada yaşanan bu gerçeklerle hiçbir zaman yüzleşmezler. Akılları her zaman kendileri için kurdukları küçük dünyalarındadır. Dünyada yaşanan olayların gidişatından, Kuran ahlakının yaşanmamasından dolayı insanların karşılaştıkları zorluklardan, yine din ahlakından uzaklık nedeniyle çıkan iç savaşlardan ve ülkeler arası çatışmalardan, açlık ve sefalet içinde yaşayan insanların maruz kaldıkları zorluklardan çoğu zaman haberleri dahi olmaz. Daha doğrusu bu olaylar kendilerinden uzakta olduğu için onları ilgilendirmez. Kendilerine bunlarla ilgili bir soru sorulduğunda olup bitenlerden habersiz oldukları, hiç ilgilenmedikleri açıkça anlaşılır.

Onlar sadece yemeleri, içmeleri, gezmeleri, aileleri ya da iş yerindeki mevkileri gibi kendilerine özel konularla sınırlı bir dünya içinde yaşarlar. Diğer insanların yaşadıkları sıkıntı ve zorlukların nedenlerini ve nasıl çözülebileceğini düşünmez, bu konuda vicdanlarını kullanmazlar. Bu duruma son verecek çözümü ne arama ne de uygulama ihtiyacı duyarlar. Sorumluluğu hep başkalarına bırakarak, kendilerinin basit yaşayan ve basit düşünen insanlar olduklarını kabullenirler. Kendilerini bu konulardan ve sorumluluk yüklenmekten muaf gördükleri için basit konular üzerinde düşünmek, bunlarla vakit harcamak ya da bunları sohbet konusu edinmek onları hiç rahatsız etmez.

Biri yanlarında vicdanlı, insaniyete çağıran, vicdanlarını uyaran konuşmalar açtığında sıkılır, suskunlaşırlar. Üzerinde konuşmak istedikleri konular nefislerinin hoşuna giden, dikkati başkasına değil de sadece kendi çıkarlarına yönlendirecekleri türde konular olur. Oysa Allah yeryüzünde zulmün durdurulması için vicdan sahibi herkesi fikri bir mücadele içinde olmaya çağırmaktadır. İnsanlardan bu sorumluluğu üzerinde hissetmeyenlerle ilgili olarak Allah ayetinde şöyle bildirir:

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

Bu kişiler dikkatlerini hayati olaylara yönlendirmek, bunları çözüme ulaştıracak gerçek ve köklü çözümler bulmak yerine kendi çıkarlarına çevirmişlerdir. Oysa Allah Kuran’da Müslümanların bir özelliği olarak “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran Suresi, 104) şeklinde belirterek Müslümanların hayra çağırma, iyiliğe yönlendirme ve kötülükten sakındırma gibi yüksek ideallere yönelik, güzel bir iş birliği içinde olmaları gerektiğini bildirmiştir. Bu tür idealleri benimsemiş insanların yaptıkları işler kadar aralarında konuştukları konuların da insanlara hayır ve fayda getireceği açıktır.

Basitlik kültürü içinde uygulanan bazı ağız hareketleri, ses kullanma şekilleri ve vurgulamalar vardır. Örneğin konuşma esnasında kimi yerde sesin normal düzeyinden daha düşük bir tonda tutulması, bu kültüre özel bir konuşma yöntemidir. Bu tona geçilmesi demek herkes tarafından duyulması istenmeyen özel bir bilginin sırdaş edinilen kişiye aktarılacağı anlamına gelir. Daha çok kadınların kendi aralarında üçüncü bir kişi hakkında yaptıkları bir konuşma esnasında ya da alay içeren bir sözün söylendiği sırada kullanılır. Benzer şekilde bazen de cümlenin belli bir yerinde yine başkalarının anlamasını engellemek amacıyla hem ses kısılır hem de sözler ağızda yuvarlanır. Böylece konuşmayı sadece ilgili kişinin anlayacağı şekilde bir yöntem kullanılmış olur.

Bu kültürde tüm yüz mimikleri genel olarak kötü kullanılır. Kişinin yüzünü çirkinleştiren, doğal yüz hatlarını bozan türde ağız şekilleri olur. Örneğin bu kişiler birbirlerini kınayıcı basit konuşmalar yaparlarken gözlerini kısarak ve ağızlarını büzerek konuşurlar. Bu şekilde ağzın doğal görüntüsü bozulmuş olduğundan hem yüz hoş olmayan bir ifade içinde olur hem de sözcükler ağızdan doğallıktan uzak bir vurguyla çıkar. Bazıları benzer şekilde kendilerince modern gördükleri çeşitli doğal olmayan şivelere özenirler. Bu özenti sonucu kelimeleri ağızlarında yuvarlayarak veya dillerini bir pelteklik varmış gibi kullanarak zor anlaşılan konuşmalar yaparlar.

Bu kirli kültürü yaşayan insanlar -özellikle kadınlar- arasında dedikodu içerikli konuşmalar çok yaygındır. Son derece basit konuları gündeme getirip ardından da ilgili kişiler hakkında sonu gelmeyen, kötülük, fitne, kıskançlık ve kin içeren konuşmalar yaparlar. Allah’ın “…(Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O’dur; beşin altıncısı da mutlaka O’dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir.” (Mücadele Suresi, 7) ayetinde bildirdiği gerçeği hiç düşünmeyen insanlar bunu yaparlarken Allah’tan tamamen gafil bir görüntü sergilerler. Büyük bir rahatlık içinde başka bir kişinin hakkında ön yargılı, çoğunluğu iftiraya ve zanna dayalı, kötü niyetli, bazen de bir kişinin zaafını açığa çıkarmaya yönelik gizli konuşmalar yapabilirler. Güzel ahlaklı olmak ve olumlu düşünmek yerine kirli bir mantığın kötü niyetli, fitne çıkarmaya yönelik düşüncelerini basitçe paylaşmaktan zevk alırlar. Oysa bu kişiler Allah’tan gafil konuşmalar yaparken Allah onlara şahittir. Bir ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (herşeyi) yazıyorlar. (Zuhruf Suresi, 80)

Bu ahlakı yaşayan kişiler arasında yapılan dedikodu sohbetlerinde konuşmalar her zaman açık şekilde olmaz. Kimi zaman kullanılan üsluptan dolayı, konuyu bilmeyen bir kişi, birisi hakkında söylenen bu kinayeli sözleri övgü olarak bile algılayabilir. Halbuki riyakarca yapılan bu övgüler aslında alay içerir ve karşı tarafı yermek amacı taşır. Ancak aynı lisandan anlayan taraflar, kimden ve neden bahsedildiğini anlayabilirler. Çünkü tüm cümleler sinsice seçilmiş, konuşmanın içine de yine şeytani ince hesaplarla yerleştirilmiştir. Böylece hem konuşmalarına masum bir sohbet görüntüsü vermiş, hem de yaptıkları basitliğe rahatça devam etmiş olurlar. Oysa Allah “Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi, 12) ayetiyle kullarına dedikodu yapmayı yasaklamıştır. Bunu “tiksindirici” bir tavır olarak nitelendirmiştir. Ayrıca bu çirkin eylemi yapanların tövbe etmeleri ve Kendisi’nden bağışlanma dilemeleri gerektiğini de haber vermiştir. Allah Kuran’da özellikle gizli konuşmalar yapılacağı zamanlarda Kendisi’nden korkup sakınılmasını, iman edenlerin konuşmalarına dikkat etmelerini, iyilik, birlik ve Allah korkusu üzerine kurulu konuşmalar yapmalarını emreder:

“Ey iman edenler, kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, bundan böyle günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyanı fısıldaşıp-konuşmayın; birri (iyiliği) ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allah’tan sakının.” (Mücadele Suresi, 9)

Basit insanlar fiziksel ihtiyaçlarını sık sık gündeme getiren konuşmalar yaparlar. Böyle insanlardan sık sık “acıktım, susadım, başım ağrıdı, hiç uyuyamadım” gibi sözler duymak mümkündür. Elbette insan bir ihtiyacını gerektiğinde dile getirebilir. Ama burada söz edilen basit karakterli insanların bu konuları gündeme getirmeleri ihtiyaçlarını karşılamak, çözüm bulmak amaçlı değildir. Bu insanlar bazen “laf olsun” diye bazen de dikkat çekmek için böyle konuşmalar yaparak boş vakit geçirirler. Oysa bir Müslüman bu tarz konuları dile getirmeye tenezzül etmez. Eğer bir ihtiyacı varsa bunu ortadan kaldıracak tedbirleri alır. Zihni kendi küçük ihtiyaçları ile değil, daima Allah’ı yücelten, dünyada Allah’ın razı olacağı faydalı işler yapmaya yönelik düşüncelerle doludur. Kuran’da Allah Müslümanları şöyle tanıtmıştır:

Medine halkına ve çevresindeki Bedevilere, Allah’ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, ‘dayanılmaz bir açlık’ (çekmeleri), kafirleri ‘kin ve öfkeyle ayaklandıracak’ bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. (Tevbe Suresi, 120)

Ayette görüldüğü gibi Müslümanların kendi nefislerinin tutkularıyla oyalanmaları söz konusu olmaz. Aksine Allah yolunda karşılaştıkları -küçük veya büyük- her türlü zorluğu bir ecir fırsatı olarak değerlendirirler. Ve bu nedenle de her türlü ihtiyaçları için Allah’a tevekkül eder, tamahkar bir tutum içinde olmazlar. Dolayısıyla bu ihtiyaçları gündemde tutan basit konuşmalardan da daima kaçınırlar.

Basit insanlar karşılarındaki kişilere sürekli olarak gereksiz açıklamalar yapmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu kişiler kendilerini yaptıkları işlerden temize çıkarmak, hiçbir zaman hata yapmaz gibi göstermek amacıyla son derece basit konularda sürekli olarak açıklama yaparlar. Çevrelerindeki kişileri uzun süre meşgul ederek, yaptıkları bu açıklamaları dinlemelerini isterler. Neyi niçin yaptıklarını, aslında niyetlerinin ne olduğunu, yanlış anlaşılmak istemediklerini, yaptıklarının sonuçlarının olumlu olduğunu uzun uzun anlatırlar. Bunların tümü çok küçük sıradan konulardır. Evin içinde kırılan bir bardak, yeri değişen bir eşya, iş yerinde kaybolan bir dosya, unutulan bir mesaj ve bunlar gibi her ortamda değişen ancak her biri önemsiz olan konular basit insanların konuşmalarında büyüyerek açıklama gerektiren birer konu haline gelir. Her ne kadar bu açıklamaları yaparken kendilerini masum göstermeye çalışsalar da aslında bu tavırlarının ardında kibirleri yatar. Bu kadar küçük konularda hata yapmış olmayı, boş bulunmayı ya da bir ayrıntıyı akledememiş olmayı kendilerine yediremezler. Böyle bir durumda hemen kendilerini koruyacak bir açıklama yaparak gururlarını kurtarmaya çalışırlar. Türlü gerekçeler öne sürer; aslında böyle bir durumda yerlerinde kim olsa aynı şeyi yapacağını anlatmaya çalışırlar. Oysa bir insanın hatalarını kabul edememesi onun kendini geliştirmesinin, güzel bir ahlaka sahip olmasının önündeki en büyük engellerden biridir.

Allah’a tevekkül etmeyen bir kişi hatalarını kabullenmekten korku duyar. “Eğer böyle sıradan bir konuda hatalıysam insanlar önemli konular için benim hakkımda ne düşünür” gibi kuruntulu bir mantık örgüsüne saplanıp kalır. Olup biten herşeyi Allah’ın takdirine bırakmayı, O’na sığınmayı ve O’na güvenip dayanmayı düşünemez. Şayet düşünse Allah’ın tüm olanlardan haberdar olduğunu bilerek huzurlu ve rahat olacak ve kimseye gereksiz açıklamalarda bulunma ihtiyacı hissetmeyecektir.

Allah’ı unutarak insanların düşüncelerine önem vermeye sebep olan bu kirli kültürde yapılan açıklamalar sadece hatalarla, düşüncesizliklerle sınırlı değildir. Kişiler çoğu zaman günün doğal akışı içinde bir insanın yapabileceği meşru ve makul şeyler için de sürekli gereksiz açıklama yapma ihtiyacı hissederler. Bunun da temelinde yine benzer kuruntular yatar.

Olgun bir ruha ve kişiliğe sahip olmadıklarından bu küçük dünyalarında sıkışıp kalır, ne kendileri rahat ve mutlu yaşar ne de başkalarına huzur verirler. Allah’ın insanlar için seçip beğendiği İslam dininin ahlakını bırakıp, basitliğin perişan sistemi içinde yaşamayı kabul etmiş olmanın dünyadaki karşılığını böyle sıkıntılı ve kuruntulu bir ruh haliyle alırlar.

Espri ve Eğlence Anlayışları

Basit insanlar basit şeylere gülerler. Bu kişilerin güldükleri konuların çoğu, basitlikten uzak insanların asla gülmeyecekleri tarzda konulardır. Örneğin insanların sahip oldukları kimi acizlikler bu kültürü yaşayan kişiler için önemli bir espri unsurudur. Akıl ve irade ile sürekli olarak ortadan kaldırılması gereken ve aklı başında bir insanın asla konusunu yapmayacağı, dile getirmeyeceği acizlikler bu insanlar için espri ve eğlence konusu olabilmekte, onları güldürebilmektedir. Oysaki insan hiçbir acizliğin konusunu duymak istemez, istemeden duyarsa da bunları duymazdan gelir. Basit insanlar bunun aksine, özellikle acizlikleri ön plana çıkaran espriler yapar ve bunlara gülerler. İlkel eğlence anlayışını yansıtan bu esprilere kimi zaman filmlerde, TV programlarında da rastlamak mümkündür.

Benzer şekilde insanların sahip oldukları fiziksel kusurlara gülmek de basitlik kültürünün espri ve eğlence anlayışında önemli bir yer tutar. Bu kültür ve anlayışa sahip kimseler örneğin boy uzunluğu genel ortalamanın çok altında olan bir insan ya da farklı fiziksel eksikliği olan bir kimse gördüklerinde katılarak gülerler. Gafil ve basit oldukları için bu kişilerin içinde bulundukları durumu takdir edenin Allah olduğunu, dilerse kendilerini de benzer acizliklerle imtihan edebileceğini düşünemezler. Ayrıca kendileri gülerken karşı tarafı mahçup edebileceklerini akıllarına bile getirmezler.

Bu kişilerin yaptıkları şakalar genelde karşı tarafı onurlandırmaz. Tam aksine kendilerini yüceltmeye, karşı tarafı ise yermeye, eleştirmeye hatta küçük düşürmeye yöneliktir. Din ahlakını yaşayan Müslümanlar ise yaptıkları esprilerde mutlaka karşı tarafın da hoşnutluğunu gözetir, bunu birinci planda tutarlar. Eğer yerici bir şaka yapacaklarsa ancak kendi nefislerini yererek bu espriyi yaparlar. Müslümanlar gelişmiş bir insaniyet duygusuna sahip oldukları için karşı tarafın memnuniyetine önem verir, en ufak bir hoşnutsuzluk ihtimali hissettiklerinde hemen geri çekilirler. Basit insan ise esprinin dozunu ayarlayamaz. Karşı tarafın hassas olduğu konularda espri ile üzerine gider ya da yapılan espriyi gereğinden fazla uzatır. Bu şekilde onu rahatsız edebileceği ihtimalini düşünemez, düşünse de bunu önemsemez. Çünkü basit insan aynı zamanda duyarlılıktan da yoksun insandır. İncelikleri fark edemez, ayrıntıları kafasında toparlayamaz, insaniyet göstermekten zevk almaz.

Basitlik kültürünü yaşayan insanların esprilerinde, müminlerin asla başvurmayacağı bir yöntem olan alaycılık da yoğun olarak görülür. Alaycı espriler bu insanların sözde karşı tarafı ezmek ve kendilerini yüceltmek için sık sık başvurdukları yöntemlerden bir tanesidir. Bu şekilde kendilerini ön plana çıkaracaklarını düşünürler. Böyle bir kişi karşısındaki kişinin ağzından çıkan yanlış bir kelimeyi, dilinin sürçmesini, yürüyüş şeklini, bir konudaki bilgisizliğini veya fiziğindeki bir kusuru tespit ederek hemen alaycı bir espri ya da gülüşle bunu deşifre eder. İnsani hataları ve eksiklikleri eğlence konusu haline getirir. Böylece kendisinin daha zeki, daha güzel, daha bilgili kısacası karşı tarafa kıyasla daha üstün olduğunu ispat etmeye çalışır. Oysa bu çok büyük bir basitliktir. Kuran ahlakını benimseyen bir insan karşı tarafın bir eksiğini ya da kusurunu asla bir espri konusu olarak algılamaz. Tam aksine bunları görmezlikten gelerek onu mahçup etmemeye çalışır. Örneğin basit bir insan yolda yürürken ayağı takılan ya da düşen birine kahkahalarla güler. Yardımına koşmak, kendisine bir zarar gelip gelmediğini, bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sormak yerine insaniyetsiz tavırlar sergiler, gülmekten konuşamıyormuş gibi yapar. Yine görmezlikten, duymazlıktan gelebileceği insani acizlikleri deşifre ederek bunlara da güler. Örneğin insanlara onların kusurlu yönlerini vurgulayan isimler takar, lakaplar yakıştırır. Oysa Allah Hucurat Suresinin 11. ayetiyle hem alaycılığı hem de insanları kötü lakaplarla çağırmayı yasaklamıştır:

Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi ‘olmadık-kötü lakablarla’ çağırmayın… (Hucurat Suresi,11)

Alaycı espirilerle eğlenen bir kişi o anda bütün bedeninin ve ruhunun sonsuz bir güç tarafından kuşatılmış olduğunu, Allah’ın dilediği an kendisini cezalandırabileceğini, o anda canını alabileceğini, bir anda kendisini ölüm melekleriyle karşı karşıya getirebileceğini düşünmediği için böyle büyük bir basitlik yapar. Yoksa sonsuz güç sahibi Rabbimiz’in huzurunda olduğunu bilen bir insanın, kalbinde hissettiği saygı dolu korku nedeniyle alaycı olabilmesi asla mümkün değildir. Bu nedenle basitliği yaşayan insanların sık sık başvurdukları alaycılığa dayalı eğlence anlayışı, aynı zamanda onların sığ düşünce yapılarının ve Allah’ı gereği gibi takdir edemediklerinin göstergelerinden bir tanesidir.

Basitlik kültürü içinde yaşayan insanlar Allah’a karşı saygıya uygun olmayan konuşmaların yapıldığı, dini ve mukaddes kavramları espri konusu haline getiren sohbetlerden rahatsızlık duymazlar. Allah Peygamberimiz (sav) döneminde yaşayan basit karakterli insanların söz konusu çirkin üslubu ne şekilde kullandıklarını bize şöyle haber vermiştir:

Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. Dediler ki: “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?” Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar ‘tartışmacı ve düşman’ bir kavimdir. O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğulları’na bir örnek kıldık. (Zuhruf Suresi, 57-59)

Böyle çirkin konuşmalar yapan insanlar her dönemde var olmuştur. Yapılan dine muhalif espriler, dine bağlılıkları zayıf olan bu kişilerin kalplerinde bir rahatsızlık meydana getirmez. Kimilerinde getirse bile bu rahatsızlık onları o ortamdan ayıracak kadar etkili olmaz. Müminlerin kalpleri ise ancak Allah’ın anılmasından, fıtratları da İslam ahlakının yaşanmasından zevk alacakları şekilde yaratılmıştır. Bu nedenle onlar dinden uzak bir espri üslubunun hakim olduğu ortamdan hemen ayrılırlar. Allah iman edenlerin böyle bir ortamla karşılaştıklarında, oradan ayrılmalarını bir ayetinde şöyle emretmiştir:

“O, size Kitapta: “Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz” diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.” (Nisa Suresi,140)

Basitlik kültürünün hakim olduğu eğlence ortamları, gerçek bir dindarın İslam’ı koruma ve sahiplenme duygularını harekete geçirir. Böyle bir kişi bulunduğu sohbetlerde Allah ve din hakkında saygıya uygun olmayan konuşmalar yapılmasına asla izin vermez. Allah’a olan sevgisi, saygısı ve bağlılığı nedeniyle dine muhalif olan konuşmalara karşı dikkati çok açık olur. İmani değerlerin aleyhinde yapılan ima ve yorumlar hemen dikkatini çeker ve bu tip konuşmalarla muhatap olmaz. Allah asil karaktere sahip Müslümanlara has olan bu özelliği ayette şu şekilde ifade etmiştir:

‘Boş ve yararsız olan sözü’ işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: “Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz” derler. (Kasas Suresi, 55)

Basit insan çoğu zaman eğlenirken şuuru kapalı bir görüntü sergiler. Örneğin televizyonda sevdiği bir programı izlerken yanındaki bir kişinin acil yardıma ihtiyacı olsa, bir sağlık problemi ile karşılaşsa bununla ilgilenmez. Hatta böyle bir çağrı ya da yardım talebi bu kişiyi kızdırabilir. Çünkü karşı tarafın, eğlencesini bozduğunu düşünür. Basit ve insaniyetten uzak olduğu için seyrettiği bir programın eğlencesini zor durumda olan bir kişiye yardım etmeye tercih eder. Ve hiçbir vicdani rahatsızlık duymadan televizyonun başında oturarak eğlenmeyi bekler. Oysa bu şekilde davrandığı için umduğu gibi eğlenip zevk de alamaz. Basit eğlence anlayışı bu insanların seçtikleri ve güldükleri konulara da yansır. Hep aynı esprilerin defalarca tekrar edildiği, bir yenilik getirmeyen, bir insanın zevk alabileceği hiçbir unsur bulunmayan programları, saatlerce izleyerek eğlenmeye çalışırlar.

Kuşkusuz ki burada kastedilen basitlik, bu insanların televizyon seyretmeleri veya bundan eğlenmeleri değildir. Kastedilen bu kişilerin yaşadıkları basitlik kültürü içinde gafil ve insaniyetten uzak bir eğlence anlayışı geliştirmiş olmalarıdır. Allah’tan korkan, din ahlakını yaşayan bir Müslümanın şuuru her zaman açıktır. İmanın ve vicdanın kendisine kazandırmış olduğu akıl ile hareket ettiğinden karşısına çıkan farklı durumlara göre çok hızlı geçişler yapabilir. Eğlence de dahil olmak üzere hiçbir şeye kendisini bilinçsizce kilitlemez. Yüksek sesle müzik dinlerken de, televizyon seyrederken de, oyun oynarken de, kalabalık ve gürültülü mekanlarda bulunsa da kalbinde ve zihninde Allah vardır, vicdanı ve dikkati son derece açıktır. Bu yüzden de eğlenirken fazlasıyla zevk alır.

Akıllı bir insanın gülmesi, eğlenmesi etrafındaki insanların da hoşuna gider. Basit insanların ise güldükleri konular kadar gülme şekilleri de basittir. Bir insan yanındaki bir kişinin neşelenip gülmesinden zevk alır. O kişi güldükçe kendisi de bundan keyif duyar. Fakat basit insanların kahkahaları ve gülme şekilleri kulağa hiç hoş gelmeyen hatta insanın duymak istemeyeceği türdendir.

Gerek espri ve eğlence anlayışında gerekse diğer konularda basitliğin ne olduğunu iyi anlamak son derece önemlidir. Aynı eğlence ortamını paylaşan iki kişiden biri basit bir kültürü yaşarken aynı şeyleri yapmasına rağmen diğeri böyle olmayabilir. Çünkü basitlik bir felsefedir. Sadece birtakım tavır ve konuşma şekilleri ile sınırlı değildir. Bir insan içinden geldiği gibi rahatça güler, fakat aklını kullanması, derin bir anlayışa sahip olması onu basit insandan farklı kılar. Bu yüzden basit eğlence anlayışı, basit gülüş denilince zihinde yanlış bir model şekillenmemelidir. İnsanların samimiyetlerinden kaynaklanan doğal gülüşleri nasıl olursa olsun basitlik değildir; doğal neşenin kendine göre bir güzelliği vardır. Basitlikten sakınmak bunları kısıtlamak değildir. Basitlik farklıdır, doğallık gibi samimiyetten değil, şuur kapalılığından, yapılan esprilerin, gülüşlerin itici etkisini fark edememekten, bunlarda itidal gösteremeyip aşırıya kaçmaktan kaynaklanır. Kimi insanlar basitlikten sakınmanın yolunun sahte bir ciddiyet olduğunu sanırlar. Bunun gereğinin de soğuk ve yapmacık gülüşler, kibarlaşmalar olduğunu düşünürler.

Maddi imkanları geniş insanlardan oluşan bir topluluk içindeki bir kişi kasılarak, yapmacık şekilde gülerken, eğitimsiz bir toplulukta bir kişide de daha kaba bir gülüş şekli ortaya çıkabilir ama temelinde ikisi de basitliktir. Hangi kültürde yaşanırsa yaşansın, her durumda basitliğin tek çözümü insanın Allah’a bağlanarak Kuran ahlakını yaşamasıdır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmuştur:

…Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah’ın, O’nun Resûlü’nün ve mü’minlerindir… (Münafikun Suresi, 8 )